Hikâye
Yırtık pelerini omzunda, mekanik kolu dev bir kılıcın kabzasında. Bıçağı hâlâ kızgın, çevresindeki toz hâlâ duman kokuyor. Savaş bitti; ama o henüz gitmeye hazır değil.
Bir zamanlar sıradan bir askerdi. Düştüğü savaş alanında kolunu, bacağını ve neredeyse canını bıraktı. Onu enkazdan toplayan mühendisler eksik parçalarının yerine çelik, kas yerine pistonlar koydu. Uyandığında aynada gördüğü şey artık bir insan değil, bir silahtı.
Ama silahlar emir alır; o almadı. Çorak toprakları yalnız dolaşıyor, sırtında kendi elleriyle dövdüğü testere kılıç, belinde eski dünyadan kalma bir bıçak. Kılıcının ağzı her darbede kızıla kesiyor, her adımında kaya inliyor. Kimse ne zaman yorulacağını bilmiyor; çünkü kendisi de bilmiyor. Bu figür, o yorulmak bilmeyen devin bir nefeslik molasını taşıyor.






